9 Aralık 2015 Çarşamba

RAMAZAN ATEŞ KİTAPLARI

ATAM OĞUZ


Türklerin Atası olarak kabul edilen Oğuz Kağan kimdir? Bu soruya onlarca yanıt verebiliriz.
Geçmiş zamanlardan beri Oğuz Kağan hakkında birçok araştırma yapılmış, birçok tez ortaya konulmuştur. Bu araştırmalardan yola çıkarak, Oğuz Kağan’ın Zülkarneyn, Makedonların efsanevi kralı Büyük İskender, Saka Hükümdarı Alp Er Tunga, Hun İmparatoru Mete Han, 2.Göktürk Devleti’nin kurucusu Bilge Kağan, olduğu iddia edilegelmiştir. Bu kişilerin her biri içinde güçlü kanıtlar sıralanmıştır.
Peki ya gerçekte Oğuz Kağan kimdir?
Onu bu denli özel kılan, tarihe bu denli derinden işlemesini sağlayan özellikleri nelerdi?
Atam Oğuz, sizi Orta Asya’da, Türklerin kadim memleketinde efsanevi bir yolculuğa çıkarıyor ve Oğuz Kağan’ın izinde dört başı mamur bir maceranın içine sürüklüyor.

İncelemek İçin,
Tıkla!



AYBARS



         Hiçbir söz vaki olmayınca artık Aybars’ın önünde hiçbir engel kalmamıştı. Sade gidilecek yollar… Aybars Şam, Halep ve dolaylarında iktidarını kurup, otoritesini arttırınca Suriye’de sırtını sağlama aldı. Ve hükümranlığı için Kahire yollarını tuttu. Günler geçmek bilmiyordu, yol tükenmek. Ve öyle ki her azmin bir muradı vardı. Nihayet Nil’in kucakladığı Kahire’nin devasa silueti belirdi. Bir Cuma sabahı şehre girdiği vakit, daha evvelden süpürülmüş sokaklar ve temizlenmiş yol boyunca halkın coşkun tezahüratları arasında şehre girdi. Kenarları işlemeli zırhları ve görkemli elbiseleriyle Eyyubi ardılları olan emirleri Aybars’ın önünden gidiyorlardı. Bahir Emirleri ise beyaz ve sırmalar içinde dimdik duran Sultan’ı takip ediyorlardı. Sokaktaki halk önlerinden geçen Sultan Aybars’ı bir lahza görebilmek için çağırıyorlardı. Yanına nadide çiçekler atılıyor, beyaz küheylanı Akça’nın nallarını bastığı yerlerden toprak alabilmek için yerlere diz çöküyorlardı. Ama o sadece bunca şaşaaya ve coşkunluğa karşın bir çift göz aramaktaydı.

        Yeşile çalan hafif çekik, bir çift göz… Aybars dudaklarında bir tebessümle bir hayale bakıyordu. Eskisinden daha güzeldi. Nazenin yapraklarından hafif damlalar sarkıyordu. Birbirlerine kenetlenmişti gözleri. Elindeki gül goncasını ona uzattı. Narin elleri, ellerine değdi.

 “Aybars…” diyebildi. O hazin yılları anarcasına. 

  Aybars’a hem çöl vaat edilmişti hem de çöl gülü. 

  Pekâlâ, her azmin bir muradı vardı....


MÜPTELA



    

 Sen yokken
Yağmur yüklü bulutların
Mercan kayalıklarında saklı saltanatı
Uğramaz yara, ağyara
Ekin başlarında saklı
Sen yokken
Cılız gibi görünen yeşilciklerin
Baharı zorlayan nadanları
Sükûtun feryadı, çığlık çığlık
Dehlizlerde kıvılcım, ziya arardık.

...




...

İDA






"Esrarlı
sonsuzluğun adı, bu olsa gerek... Mavinin
yeşile vurduğu, zeytin ağaçlarının meltemle coştuğu...Ayrılıkların
hicranları sırtladığı, kavuşmaların ve özlemlerin diyarı…Kimi masallar
da dile gelir, kimi
efsaneler de Kazdağı…

Bir bildiğim
varsa, affedilmeyi
umut eden nice aşklar...Unutulmaya
yüz tutmuş nice sırlar...Hepsi, hepsi
sükûta gömen bu topraklarda gizlidir, Kazdağı…”


...




Derdim Olur musun?





“Gözler hükmü verince
Gönlünü alamazsın.”
     Bir kadın gözlerinden sevilir. Önce gözlerinden. Titretir benliğini, sıcacık bir gülümseme dökülüverir yanaklarından.
     Gözler hükmünü vermiştir artık. Mahkumusundur aşkın. Ve aynı zamanda hüznün kederin, mutluluğun.
     Diğerleri yoktur o vardır sadece. Gören gözler kördür  ondan gayrı.
     Sev artık masum bir çocuk hürriyetiyle. Tut artık korkmadan, usanmadan, bıkmadan…
     Tut ki ellerinden sıkıca…
     Kayıp gitmesin mahrumiyetin olur.
...




...

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit, sed diam nonummy nibh euismod tincidunt ut laoreet dolore magna Veniam, quis nostrud exerci tation ullamcorper suscipit lobortis nisl ut aliquip ex ea commodo consequat.

0 yorum:

Yorum Gönder

Kitaplarımı İncele...

İletişim